Şarapla Yaşayanlar: Neslihan Ivit

Şarapla Yaşayanlar: Neslihan Ivit

 Şarap yolculuğuna ODTÜ Gıda Mühendisliği bölümden mezun olduktan sonra Kavaklıdere'de başlayan N.Neslihan Ivit, Fransa, İtalya'dan sonra şimdi Amerika Birlikleşik Devletleri'nde Francis Cord Coppola’nın sahibi olduğu Inglenook Winery’de devam ediyor... Nurol Pınar, Neslihan Ivit ile şarap yolcuğu üzerine konuştu...

Nurol Pınar:Uzun yıllar şarap sektöründesiniz, Şarapla tanışmanız nasıl oldu? Tattığınız ilk şarabı hatırlıyor musunuz?
Neslihan Ivit: Amatör olarak ilk şarap tadımımı öğrenci değişimi için gittiğim İtalya’da gerçekleştirmiştim. Floransa’ya yaptığımız bir gezi esnasında tesadüfen şarap satan küçük bir dükkân ilgimi çekmişti ve merakla içeriye dalmıştım. Sonrasında kendimi elimde bir kadehle ve burnumu ise kadehteki aromalarla şarabın büyülü dünyasına giriş yaparken bulmuştum. Maalesef yılını ve üreticisini hatırlamıyorum tattığım şarabın ancak Chianti bölgesinden kırmızı bir şaraptı. Bu deneyimden sonra her fırsatta farklı bir şarap deneme isteği, üzüm ve bölgelerle ilgili daha çok bilgi edinme derken şarapla tanışmış oldum. 
 
Şarap sektöründe kariyer yapmaya nasıl karar verdiniz? Kısaca şarapla olan profesyonel geçmişinizi anlatabilir misiniz?
Ben ODTÜ Gıda mühendisliği 2011 mezunuyum, üniversite yıllarımdaki stajlarımı Kavaklıdere Şarapçılık’ta yaptım. Bu stajlar esnasında hasat mevsiminin büyülü ritmi ve Kapadokya’nın eşsiz üzümleri beni çok etkiledi. Mezun olur olmaz Kavaklıdere’nin Ankara şaraphanesinde işe başladım. 2013 yılında şarapla ilgili bilimsel anlamda bilgi sahibi olabilmek adına bağcılık ve önoloji üzerine yurtdışında yüksek lisans yapmaya başladım.  
Mezun olduktan sonra Fransa’da Bordeaux’nun en önemli şarap bölgelerinden Haut-Medoc’ta ve Grand Cru Classé listesinde bulunan Château Cantemerle’de çalıştım. Bu dünyaca ünlü, klasik ve köklü şarabın doğuşunu görmek ve bunun bir parçası olmak paha biçilemez bir deneyim oldu benim için. Daha sonra Yeni Dünya’ya geçerek Şili’de Colchagua vadisinde, Robert Mondavi ve Viña Errazuriz’in ortak olarak kurduğu Viña Caliterra’da yeni bir stilde şarap üretimi  için bir projede yer aldım. Burada daha yenilikçi ve değişik üretim teknikleriyle çalışma fırsatı buldum. Yaklaşık bir aydır ise Napa vadisinde, Francis Cord Coppola’nın sahibi olduğu Inglenook Winery’de çalışıyorum, burada bağcılık faaliyetlerini iyileştirmek ve yeni bir şaraphane tasarlamak için bir projeye başladım, heyecanla işe koyuldum ve işimi çok seviyorum. 
Ayrıca vakit buldukça şarap ile ilgili deneyimlerimi paylaştığım ve şarap sektöründe tanışma imkânı bulduğum önemli kişilerle röportajlarımı paylaştığım bir blog kurdum: winesofnesli.wordpress.com.
 
Yurtdışında aldığınız eğitimden ayrıntılı olarak bahsedebilir misiniz? Bu eğitimin size ne gibi katkıları oldu?
 
Vinifera Euromaster adında, öğrencilerin de profesörlerin de dünyanın dört bir yanından katılım sağladığı uluslararası bir master bu. Türkiye’de bu masterı başarıyla bitiren ben dâhil sadece 4 kişi var şu anda. (Umarım yenileri de eklenecek aramıza.) Bu master’ın ilk yılı Fransa’da Montpellier SupAgro’da, ikinci yılı ise öğrencinin seçimine göre İtalya, Almanya, Portekiz veya İspanya’da gerçekleşiyor. Ben ikinci yılımı İspanya’da Universidad Politecnica de Madrid’te geçirdim. Bu master’ı seçmemdeki en büyük neden uluslararası platformda gerçekleşmesi ve bu yüzden şarabı A’dan Z’ye tamamen tarafsız bir şekilde ele alıyor olması. 2 yıl boyunca bağcılık, şarap üretimi, şarap ekonomisi ve şarap tadımı üzerine dersler alıp, projelerde görev aldım ve birçok şaraphaneyi ziyaret ettim.
Bu eğitimin bana kattığı en önemli şeylerden biri, şarabı bağ, üretim ve satış dâhil olmak üzere bir bütün olarak ele alma yeteneği ve dünyanın her yerinde bulunduğum bölgelerin karakteristiklerini göz önüne alarak çalışma yetkisi vermesidir. Her ülkenin ve her bölgenin şaraba bakış açısı farklı olduğu gibi, klima, toprak, insan faktörü gibi terroir adı altında topladığımız faktörler de değişiklik gösteriyor. Ben yurtdışındaki eğitimim ve deneyimlerim sayesinde bu farklılıkları anlayarak ve göz önünde bulundurarak şarap yapmayı öğrendim.
 
Hiç kuşku yok ki profesyonel olarak görev aldığınız firmanın şaraplarının sizde yeri ayrıdır. Üretimine katkınız olan şaraplar dışında sevdiğiniz şarap ve bölgeler nelerdir?
Belki duyunca bazılarınıza garip gelebilir ancak üretimine katkıda bulunduğum şarapları kendi çocuklarım gibi görüyorum. Bir üzüm çiçeği olarak başlayan yollarını şarap şişesinde tamamlayan birer evlat gibiler. Bunlar dışında, severek tükettiğim şarapların başında köpüren şaraplardan Catalunya bölgesinde üretilen Cava’lar geliyor, tabi klasiklerden Şampanya’nın yeri de ayrıdır bende. Kırmızı şaraplardan Bordeaux’nun Haut-Medoc ve Margaux apelasyonları, İtalyan şaraplarından Chianti severek takip ettiğim bölgeler arasında. Yeni dünya şaraplarından ise Şili’nin cesur blendlerini ve değişik vadilerinin sunduğu hepsi kendine özgü şaraplarını tatmaktan keyif alıyorum. Beyaz şaraplardan ise İspanya’da Rias Baixas bölgesinden Albariño ve Rhone vadisinden Viognier üzümleriyle yapılmış şarapları beğeniyorum. Ancak kısaca özetlemem gerekirse, özenle üretilen ve emek harcanan her şaraba saygı gösteriyorum. Seyahat ettiğim bölgelerde mutlaka o yöreye özgü üzümleri keşfediyor ve tadıyorum.  
 
Şarap sektöründe karşılaştığınız kişisel zorluklar oldu mu? Şarap sektöründe çalışmak isteyenlere neler önerirsiniz?
 
Şarap sektöründe yurtdışında bir Türk olarak çalışmanın en büyük zorluğu insanların Türk şaraplarını tanımıyor olması. Ben elimden geldiği kadar Türk şaraplarını çevreme tanıtıyorum ve fırsat buldukça tadım ve sunum aktiviteleri düzenliyorum ama yine de “Türkiye‘de şarap üretiliyor mu?” sorusu en çok karşılaştığım sorular arasında malesef.
Şarap sektöründe üretimde çalışmak isteyenlere önerim ise, öncelikle bağa yönelmeleri. Ben kendimi bağcılık konusunda geliştirmeye başladıktan sonra şarap üretiminde daha başarılı olmaya başladım. Çünkü üreteceğimiz şarabın tarzına göre bağdaki aktiviteleri planlıyoruz ve sonrasında ise şarap üretimi sırasında yapacağımız her işleme üzümün çeşidine, sağlık durumuna ve kalitesine göre karar veriyoruz. Yani bağ ve şaraphane iç içe geçiyor, ayrılmaz bir ikili haline geliyor. Üzümünü tanımadan şarap yapmaya çalışmayı yemeğin malzemelerini bilmeden pişirmeye kalkmak gibi görüyorum; çünkü şarabın asıl mutfağı bağdır. 
 
Kuşku yok ki uzun yıllar süren kariyerinizde pek çok unutmadığınız anınız olmuştur. Bizle unutamadığınız bir anınızı paylaşır mısınız?
Tabi ki. Ben köpüren şarap üretimine özel bir ilgi duyduğum için yüksek lisans tezimi “Champenoise metoduyla üretilen şaraplarda mayaların etkisi” üzerine yazdım. Bunun için değişik mayalarla toplam 18 şişe köpüren şarap üretimi yaptım. Champenoise metodunu harfi harfine laboratuar ortamında gerçekleştirdim; bu yöntemde mayalar ikinci fermentasyonu bitirdikten sonra şişenin altına çöküyor ve mayaların etkisini arttırmak için şişelerin her gün çevrilmesi gerekiyor, o yüzden 4 ay boyunca her gün şişelerimi çevirdim. Yorucu ama bir o kadar da zevkli bir işti, tadım günü yaklaştıkça heyecanım da artıyordu.
Köpüren şaraplarımın tadıma hazır olduğu günü ve o günkü heyecanımı unutamam. Şişeleri açıp köpürdüklerini gördüğüm an paha biçilemez bir andı benim için. Tadım ve analizler beklediğimden de iyi geçti ve çok ilginç sonuçlar elde ettik. Bu konu üzerinde Universidad Politecnica de Madrid ile çalışmalarım devam ediyor ve yakında bu proje hakkında bir makalemiz yayınlanacak. 
 
Türkiye’de şarap sektörüne yönelik son düzenlemeler ışığında şarap sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz? 
Olumlu bakmaya çalışıyorum, sanırım hepimiz bunu yapmaya çalışıyoruz. Türkiye’de şarap sektörü tüm zorluklara rağmen gelişmesini sürdürüyor ve kalitemiz artıyor çünkü bu mayamızda var. Bugüne kadar yapılmış olanlar gerçekten ümit verici; özellikle Urla bağ yolu ve Trakya bağ rotası gerçekten çok güzel, desteklenmesi ve yurtdışında daha çok duyurulması gereken projeler. Ancak benim arzum yurtdışında yapılan fuarlarda daha çok Türk şarabı görebilmek. Sadece büyük firmaların değil, el emeği göz nuru yapılan tüm şaraplarımızın bu fuarlarda yer almasını ve hak ettiği yere gelmesini arzuluyorum.
Başta Ahmet Gök olmak üzere tüm Keyif Notları ekibine teşekkür ediyorum. Sevgi ve saygılarımla.
 

Mesaj Gönder
© 2010 keyifnotlari.com Tüm hakları saklıdır.

Yemek, şarap kültürü üzerine yazı, değerlendirme ve yorumların olduğu bir içeriğe sahip enogastronomi sitesidir.

Burada yer alan yazılar, değerlendirmeler ve yorumlar hiçbir markanın reklamına,tanıtımına yönelik değildir. Hiç kimseyi alkole özendirmeyi amaçlamaz. Yaşam biçimimiz olan yemek ve şarap kültürü üzerine özgürce düşüncelerimizi paylaştığımız enogastronomi düşünce platformdur.

Unutmayın ki: Bütün faydalı şeyler gibi alkollü içeceklerde fazla tüketildiğinde insan sağlığına zararlı olabilir.

alkol dostunuz değildir.