Üzümleri Üzmeyelim... Şarabı Güzel Taşıyalım

Üzümleri Üzmeyelim... Şarabı Güzel Taşıyalım

Üzümle şarap arasında, bağla üzüm arasındaki gibi çok derin bağlar vardır. Burada büyük bir aşk bağından bahsedilebilir. Üzüm vücudunu ve ruhunu şaraba teslim eder. Kısaca üzüm şarabın olur. Üzümle şarap tek vücut olduktan sonra artık üzüm neyse şarap da odur. Genellikle biz üzümü şaraptan dolayı severiz, ona saygı duyarız. Ancak bazılarının üzüme saygısızlık ettiklerini duyup üzülüyoruz. Üzümü bağlı oldukları bağlardan koparıp kilometrelerce uzaklara taşıdıklarını duyup şaşırıyoruz. Üzüm yol boyunca üzülüyor, canı sıkılıp küsüyor.


Üzüm üzülünce biz de üzülüyoruz. İçtiğimiz şarabın tadını almakta güçlük çekiyoruz. Küs şarap kendini ele vermiyor, açılıp saçılmıyor.
Aslında sevgi dolu üzüm, bağından elle toplanıp hemen yakındaki şaraphaneye çok dikkatle taşınmalıdır. Bunu gerektiği gibi yapan, şarap üretim tesislerini bağlarının içine kurmuş üreticiler var. Bu yolda çalışmalar yapanlar da. Onları kutluyoruz. Sözümüz üzümü yollara düşürüp üzenlere. Üzümleri tesise götürürken bile sepetleri çok yüklememeli, altta kalanın canını çıkarmamalıyız. Türk pop müziğinin divası Sezen Aksu’nun dediği gibi “onları pamuklara sarıp sarmalamak” gerek. Ancak o zaman şarabımızı içerken üzümün kokusunu, tadını alarak ruhunu ele geçirebiliriz. İçinde büyüdüğü toprakların mineralleri, kil ve kireci, altında yattığı güneşin sıcaklığı hakkında bir fikir sahibi olabiliriz. Şarabın derinliğini hissedebiliriz.


Buraya kadar üzümün taşınmasındaki güçlüklerden bahsettik… Gelin biraz da şarabın taşınmasından bahsedelim. Şarabı taşımak zordur. Şarabın yükü ağırdır, herkes taşıyamaz. Bir şişe şarabın içinde sadece 750 ml alkollü üzüm şırası yoktur. Neredeyse insanlık tarihi kadar büyük bir yaş, buna bağlı olarak köklü bir gelenek, bilgi birikimi ve derin bir kültür de vardır. Bunlar ağır çekerler. Üstüne yeryüzündeki mevcut tüm bitkilerin kokularını ve tatlarını koyun… Bunlar yetmez bir de topraktan, iklimden, fıçılardan gelen özellikleri koyun. Ağırlık biraz daha artar. Şarabın içinde anti-oksidan denilen yaşlanmayı geciktiren polifenoller, damar koruyucu gliserol ve çeşitli lifler de vardır. Bütün bu ağırlıklar o kadar büyük bir yüktür ki bu yükü kaldırmayı göze alamayıp sadece alkol yükünü kaldırmaya çalışanlar “köpek öldüren” şaraptan bir galon içip sızmayı tercih ederler.


Şarap yükü ağır bir yüktür; bu yük ancak sevgiyle taşınabilir. Şarap sevgi içkisidir. Şarap aşka bile yakıştırılır. Aşk şarap gibidir. Başlangıcında rengine bakılır aşkın (kırmızı?) sonra birinci burunda çeşitli çiçek kokuları alınır (kırmızı gül?) sonra tadına bakarsınız. İlk yudumu ağzınızda bir dolaştırıp tat aldığınızda her şey değişir, içinize derin bir şey saplanır ne olduğunu anlayamazsınız (Erosun oku?). Sonra bu tattan vazgeçemezsiniz. Bazen de aşk biter, şarap gibi damağınızda buruk bir tat bırakır.


Size aşkla ünlü İtalyan şarabı Amarone’yi önereceğim. Paraya kıymak istediğiniz bir Sevgililer Günü’nde bu şarabı gönül rahatlığıyla içebilirsiniz. Valpolicella bölgesi üzümlerinden Corvina’dan yapılan, aşkı çağrıştıran adını ‚amaro’ (acı) kelimesinden alan Amarone ülkemize ithal edilen önemli şaraplardan. Üzümler bir süre kurumaya bırakılıp şeker ve tat yoğunluğu arttırıldıktan sonra 15 derece yüksek alkollü, düşük asitli, uzun ömürlü güçlü ve kadifemsi bir şarap elde edilmiştir.


4/10/2013
Mesaj Gönder
© 2010 keyifnotlari.com Tüm hakları saklıdır.

Yemek, şarap kültürü üzerine yazı, değerlendirme ve yorumların olduğu bir içeriğe sahip enogastronomi sitesidir.

Burada yer alan yazılar, değerlendirmeler ve yorumlar hiçbir markanın reklamına,tanıtımına yönelik değildir. Hiç kimseyi alkole özendirmeyi amaçlamaz. Yaşam biçimimiz olan yemek ve şarap kültürü üzerine özgürce düşüncelerimizi paylaştığımız enogastronomi düşünce platformdur.

Unutmayın ki: Bütün faydalı şeyler gibi alkollü içeceklerde fazla tüketildiğinde insan sağlığına zararlı olabilir.

alkol dostunuz değildir.