Rimini-Parma-Modena

Rimini-Parma-Modena

Yeni yılın ilk sabahı, Rimini’ye gitmek için uyandık. Bologna’ya gelme sebeplerimizden biri de Rimini’ye gidebilmekti. Biraz sinema ile ilgilenen herkesin bildiği gibi Federico Fellini burada doğmuş, bazı filmlerini de burada çekmiştir. Oldukça büyük bir tatil yeri olmasına karşın, çok soğuk bir kış günü, üstelik yılın ilk sabahı tren ile oraya gidince, sessiz sokaklarda sadece çocuklu aileler ve turistler vardı. Dondurucu esen rüzgar yüzünden deniz kenarı yerine, eski Rimini’nin tarihi sokaklarında dolaşmak güzeldi ancak açık bir mekan bulabilmek epey zor oldu. Piazza Cavour çevresi yine de hareketliydi, burada bulunan Tempio Malatestiano oldukça düzel bir kiliseydi. Güçlükle yer bulabildiğimiz Spazzi’de öğle yemeği için mola verdik. Burası eski bir eczane, şimdi ise oldukça geniş şarap kavı ile yemek yemek için güzel bir yer. Çok acıktığımız ve çabuk geleceğini düşündüğümüz için, mantarlı ve margerita pizza ile yine bölge şaraplarından San Patrignano Aulente Sangiovese 2013 siparişi verdik. Ne yazık ki pizzaların gelmesi oldukça uzun sürdü, ancak tatmin ediciydi. Trenimize doğru yürürken bir başka pizzeria gördük,  kapalıydı ancak şarap mantarlarından yapılmış koltuk  o kadar hoşumuza gitti ki Ahmet’in fotoğrafını çektim. Kalkış saatimizi beklerken, birer pignoletto içmek çok keyifliydi.

O akşam Bologna’da konakladıktan sonra, ertesi sabah yine çok merak ettiğim Parma’ya doğru yine trenle yola çıktık. Hemen hemen bir saat sonra oradaydık. Bu seyahatte beni en çok etkileyen yerin Parma olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Hem rahat hayat, hem lezzetli yiyecekler ve hiç unutamayacağım muhteşem katedral…  On iki gibi orada olduğumuz için katedral öğle tatilindeydi, iyi ki açılışını, yakınlarında yemek yiyerek beklemişiz. Oldukça büyük bir alana kurulmuş olan bu kadetedralde, Antonio da Correggio’nun  “Göğe Yükseliş” adlı eseri bulunmakta, etkilenmemek imkansız neredeyse… Parma bilindiği gibi, parmesan peyniri ve jambonu ile ünlü. Parmesan bizim de çok sevdiğimiz bir peynir, hem peynir hem de jambon dinlendirildiklerinde lezzetleri daha da güzel oluyor. Öyle ki Parma’da Parmigiano Reggiano ve Prosciotto di Parma turları bile yapılıyor, sabah başlayan tur, öğlen tabii ki yemek ve şarap ile son buluyor. Biz de buraya kadar gelince yerinde tatmak istedik,Wine Bar Tiffany’e giderek masamıza yerleştik, zaten birkaç dakika içinde boş yer kalmadı. Parma’da şarap üretildiğini, şarap listesi gelince öğrenerek, bir şişe Monte delle Vigne Poem Colli di Parma Malvasia 2013 siparişi verdik. Tabii yanında da salam ve prosciotto ve de peynir tabağı söyledik. 24 ay dinlendirilmiş peynir ve et çok lezzetliydi. Bir tabak Barolo risottoyu da paylaşmak üzere söyledik, garsonun tavsiyesi ile Podere Crocetta Zibello Nebbia e Sabbia Lambrusco Dell'emilia zaten masamız da çoktan yerini almıştı bile. Yıllardır uzak durduğumuz bu şarabı beğeneceğimizi hiç ummasak da sek olanlarını içebileceğimizi öğrenmiş olduk. Bu güzel yemekten sonra, daha önce yazmış olduğum katedrali gezerek şehir den ayrıldık. Ancak tekrar gelerek birkaç gün kalmak ve daha çok yer keşfetmek kararını aldık.

Trene binerken, fikir değiştirip, yarım saat uzaklıkta ki Modena’ya gitmeye karar verdik. Modena’ya geldiğimizde hava kararmıştı, birazcık kaybolup ters yöne yürüsek de, güzel bir şarap mekanı daha keşfedip, Vinoteca Cantina Urbana’da hem yol sorduk hem de lambrusco ‘nun üretim yerinde birer kadeh içebilmek, oldukça keyifli ve dinlendirici oldu. Bütün masalarının rezerve olduğunu gördüğümüz bu yer oldukça popüler olmalıydı. Modena, balzamik sirkesi ve lambrusco kadar, belki de daha fazla Ferrari ve Maserati ile de ünlü bir yer. Şehir merkezinin kalabalık sokaklarını ve tabii katedralini gezdikten sonra, tren garına geldik. Günün sürprizi bizi bekliyordu. Bilet makinaları arızalı, gişeler ise uzayan kuyruklarla doluydu. Neyse biletimizi alsak da bir de tren rötar yapmaz mı işte o zaman sinirlerimiz biraz bozulsa da güzel bir günün sonunda, Parma’ya tekrar gelebilme hayali ile yolculuğumuzu tamamlayarak yorgun bir şekilde Bologna’ya otelimize döndük.

2/29/2016
Mesaj Gönder
© 2010 keyifnotlari.com Tüm hakları saklıdır.

Yemek, şarap kültürü üzerine yazı, değerlendirme ve yorumların olduğu bir içeriğe sahip enogastronomi sitesidir.

Burada yer alan yazılar, değerlendirmeler ve yorumlar hiçbir markanın reklamına,tanıtımına yönelik değildir. Hiç kimseyi alkole özendirmeyi amaçlamaz. Yaşam biçimimiz olan yemek ve şarap kültürü üzerine özgürce düşüncelerimizi paylaştığımız enogastronomi düşünce platformdur.

Unutmayın ki: Bütün faydalı şeyler gibi alkollü içeceklerde fazla tüketildiğinde insan sağlığına zararlı olabilir.

alkol dostunuz değildir.