Kasım Ayında Toulouse

Kasım Ayında Toulouse

Toulouse’a iki yıldır tesadüfte olsa Kasım’da gidiyoruz. Geçen yıl iki gün geçirip pek de hoşlanmamıştım, bu yıl sadece bir gün kalmak ve dönüşte bir duraklama yapmak için gittik. Gaillac treninden iner inmez, valizlerimizi otele bırakıp, daha önce görüp, sevimli bulup gidemediğimiz Creperie Pastel et Sarrasin’e doğru hızlı adımlarla ilerledik. Burası da çoğu yerde olduğu gibi saat iki civarı kapanıyor, yetişemezsek yine tadamayacaktık. Ben jambonlu ve parmesanlı krebi seçtim, Ahmet ise ördekteki son noktayı koyarak ördek konfi krep istedi. Tabii çoğu krep servisi yapan yerde olduğu gibi çoğunlukla cidre içiliyordu, ancak biz bir Cotes de Trau apelasyonundan rose tercih ettik. VilleMarin Rose 2013…Ben bu bir haftalık seyahatten sonra, hala kendimi tok hissetsem de tabağımı bitirebildim, ancak Ahmet,  tabağındaki elmalara dokunmayınca, bize servis eden garsonun, neden yemedin, beğenmedin mi sorusu ile karşılaştı. Fransız garsonlar, kendini beğenmiş olarak tanınsa da bu kural böyle sevimli yerlerde geçerli değil aslında, çünkü daha önce Paris’te küçük bir bistroda da benzerini yaşamıştık. Yemeğimizin üzerine bir de bir tür elma brendisi olan Lambig içtik, ilk kez denediğimiz bu içecek bizim hoşumuza gitti. Neşe içinde çıktık, hemen yakında ki bir sokak müzisyeninden cd alırken, komşu komşu seslerini duyarak,  Bulgar olduğunu öğrendiğimiz müzisyenle muhabbet ilerleten Ahmet, kısa süreliğine de olsa sokak müzisyeni olup kemençe çalarak cd satışına katkıda bulundu…

Yolda ilerlerken, birden helikopter sesleri ve koşan gençler gördük, arkadan da biber gazını hissetmeye başladık. Olayı biraz araştırınca, daha önce Tarn Bölgesi’nde yapılacak barajı protesto etmek için, Sives Ormanı’nda düzenlenen eylemde hayatını kaybeden Remi Fraisse için toplanmış olan gençlerdi. Bundan birkaç gün sonra Fransa’nın gaza sınırlama ve bombaya yasaklama getirdiğini okuduk gazetelerde, demek ki bazı ülkelerde protestolar işe yarayabiliyor, öğrenmiş olduk…

Akşam yorgun ve gergin otelden çıktığımızda, artık sessizlik hâkimdi. Biz de otelimize çok yakın olan, aslında daha hep gitmeye gerek görmediğimiz bir Fransız klasiği olan L’entrecote’a girdik. Burada herkesin bildiği et ve patates kızartmamıza, şarap seçeneğinin fazla olmadığı listeden genelde,mekân için üretilen Bordeaux bölgesi şarabı tercih edilirken biz yine az bilenen bir bölge olan Fronsac’dan bir kırmızı şarap içmeyi tercih ettik.

Ertesi gün uzun yolculuğumuzun bitmiş olmasının hüznü ile havaalanına doğru yola çıktık. Galiba bu sefer Toulouse’a biraz daha ısındığımızı düşünmeden edemedik…

2/29/2016
Mesaj Gönder
© 2010 keyifnotlari.com Tüm hakları saklıdır.

Yemek, şarap kültürü üzerine yazı, değerlendirme ve yorumların olduğu bir içeriğe sahip enogastronomi sitesidir.

Burada yer alan yazılar, değerlendirmeler ve yorumlar hiçbir markanın reklamına,tanıtımına yönelik değildir. Hiç kimseyi alkole özendirmeyi amaçlamaz. Yaşam biçimimiz olan yemek ve şarap kültürü üzerine özgürce düşüncelerimizi paylaştığımız enogastronomi düşünce platformdur.

Unutmayın ki: Bütün faydalı şeyler gibi alkollü içeceklerde fazla tüketildiğinde insan sağlığına zararlı olabilir.

alkol dostunuz değildir.